YazarlarYusuf Dülger

Bilge İnsan Ve Umut

Konya’da tanıdık bir büyüğüm var. Adı Kâmil Güneş. 82 Yaşında. Hadim doğumlu. Ankara’daki bir meslek lisesini bitirdikten sonra hayata atılmış, çocuklarını okuturken iki gözünü birden kaybetmiş ama hayata bağlılığını hiç kaybetmemiş.

Fırsat buldukça giderim, uzun sohbetler ederiz. O günümün en verimli zamanı, o 1-1.5 saatlik sohbet olur.

Öğrenci iken çok kitap okumuş. Okuduğu kitapların çoğu Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanı iken Batı ve Doğu klasiklerinden yaptırdığı çeviriler. Bunlarla da yetinmemiş; o günün Türkiye’sinde felsefe, sosyoloji ve tarih ile ilgili ne kadar kitap varsa okumuş. Okuduklarının analiz ve sentezlerini yapmış, belleğinde tutmuş. Konuşurken, o bilgi denizinden bir iki damla indiriverir, o sohbeti unutulmaz yapar.

İnsanlığa bakışı, hayatı yorumlayışı o kadar yerli yerinde ki, hayran olursunuz. Eskilerin deyimiyle: “Adı ile müsemma” bir insan. Gerçekten kâmil/olgun, gerçekten güneş/aydınlatıcı. Günümüzün bir bilgesi. Son sohbetimizde ülkemizi konuşurken, “Tagore’nin bir sözü var” dedi, hafızasındaki şu cümleyi telaffuz etti:

“Her yeni doğan çocuk, Tanrı’nın insanlardan hala umudunu kesmediğini gösterir.”

Bu sözü aklıma orada yerleştirdim ama sahibini yolda unuttum. Eve geldim, sözü Google yazdım, sahibi karşıma çıktı. Rabindranath Tagore. Tagore, 1861-1941 yılları arasında yaşamış Hintli bir şair.

 

Umut Var Umutsuzluk Yok!  

 

Önce metafizik bir olguya yoğunlaşalım.

Evrendeki her şey sonludur; sonsuz bir şey yok. Bilimin bulguları her şeyin  kayıp verdiğini söylüyor, güneş bile kütle olarak azalıyormuş. Günün birinde güneş ısıtma özelliğini kaybedince dünyanın ne olacağını düşünün.

Evrende bir taraftan da üreme var. Kuşlar, karıncalar, çiçekler, her şey yenileniyor. Evrenin parçaları sonlanıyor ama evren sonlanmıyor.

Genelde evrenin, özelde kişi ve toplumların hayatları zorluklarla, uğraşılarla, yarınlara umutlar bağlıyarak, yatırımlar yaparak ilerliyor.  Elimiz kesilince yaramızı sarıyoruz, iyileşiyoruz. Depremde yıkılan evlerin yerine yenisini yapıyoruz. Demem o ki, evrende yaşama, varlığını sürdürme içgüdüsü var.

Bu içgüdü sonradan değil, önceden. Ben, canlıların hayata bağlılıklarını, insanların evreni iyileştirme emellerini ilahî bir olgu olarak düşünüyorum. Tagore’nin: “Her yeni doğan çocuk, Tanrı’nın insanlardan hala umudunu kesmediğini gösterir” sözü bendeki bu düşünceyi güçlendirdi.

Çocukların küçük yaştaki temiz yapılarını, sonra çirkinleştiklerini düşünelim.

Çirkinleşen insanlar dünyayı çekilmez kılıyorlar; kan, intikam, hile, soygun, vurgun, baskı, yıldırma, korkutma, şeytanlaşma, .. aklınıza ne gelirse, insanlığı yıkacak ne varsa her türlü çirkefliği işliyorlar.

Dünyayı yaratan Allah, kendi dünyasını böyle çirkeflere bırakıverecek, “Haydi bu dünya sizin olsun, istediğinizi yapın” mı diyecek?

Allah’ın mülküne sahip çıkması gerekir. Aksi halde denir ki:

Bu dünyayı neden sahipsiz bıraktın? Bize yardım etmeyecektin de niye bu zalimleri başımıza bela ettin?

Burada:

“Allah içimize gelsin, dört zalimi yakalayıp götürsün” mü diyelim?

Hayır. Böyle şey olmaz. O, bir cisim yahut madde değil. O bize akıl ve irade vermiş. Demiş ki:

“Kötülere karşı direnin, güç birliği yapın, dik durun. Dünyayı dört şımarığa bırakmayın; iyilikleri yayın.”

Tegore’nin sözü bana şunu da düşündürüyor:

Tanrı bir çocuğu gönderirken güzelliklerle göndermiş ki, isteklerimi yapsın.

Tarih bunun örnekleriyle doludur. Firavun’un düzenini Hz. Musa, Nemrut’un planını Hz. İbrahim bozdu.

Bir de kendi tarihimize bakalım. İngiliz, Fransız, Yunan, İtalyan işgalcilerini Türkiye’de kim, kimlerle kovdu? Atatürk.

Umutsuzluk yok. Biz belki şimdi içimizde yaşayan bir gencimizin, belki yarın doğacak olan bir çocuğumuzun insanlık ve cesaret dolu öncülüğüyle rahatlayacağız.

Bu yazıyı Tevfik Fikret’in umut dolu şu dörtlüğü ile bitirelim:

 

“Koşan elbet varır, düşen kalkar;

Kara taştan su damla damla akar,

Birikir, sonra bir gümüş göl olur;

Arayan hakkı en sonunda bulur…”

 

Yusuf DÜLGER

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı