Atatürk Ve Türk Kadını

Atatürk Ve Türk Kadını

3189 (0)

Yusuf DÜLGER

Yusuf DÜLGER

Sekiz Mart günü Köy Enstitüsü mezunu emekli öğretmen Sn. Orhan Aydın büyüğümle sohbet ettim. Kendisinin huyudur; güzel şeyler konuşur, eğitim ve öğretimle, Atatürk ve Cumhuriyet devrimleri ile ilgili bilgi ve anılarını aktarır. Bu kez de öyle oldu, Atatürk’le ilgili üç olay/hâtırat anlattı. Anlattıklarının üçünde de Atatürk’ün Türk kadınına verdiği önem vardı. Anlatımları sizlerle paylaşıyorum.
Atatürk ve Abdülhak Hamit Tarhan:
Atatürk bir gün Abdülhak Hamit Tarhan ile sohbet ederken Tarhan der ki: 
Paşam, benim eşim Lusiyon iyi bir müzisyendir, iyi dans eder, … Siz Türk kadınını bunlardan hangisi gibi yapmak istiyorsunuz?
Atatürk cevap verir: Ne diyorsun beyefendi?
Tarhan: Paşam bana beyefendi demeyin.
Atatürk: Ne diyeyim?
Tarhan: Adam deyiniz.
Atatürk: Adam olmadığınız için beyefendi diyorum. Ben dünyada Türk kadınının üzerine bir kadın tanımıyorum. Çünkü Türk kadını evinde anne, tarlada çiftçi, cephede askerdir.
Atatürk ve bir Alman kadını: 
Edip adındaki bir Türk Almanya’da hastalanır, hastaneye gider. Dr. hastasını muâyene ederken annesinin Atatürk’ü çok sevdiğini, annesinde Atatürk’ün mektuplarının bulunduğunu söyler. Edip, yaşlı kadını evinde ziyaret eder. Kadın, Atatürk ile, Atatürk Almanya’da geçici görevde iken resmi bir kurumda tanıştığını, Atatürk’ün kısa sürede Almanca öğrendiğini ve Atatürk’ün kendisinde mektuplarının bulunduğunu anlatır.
Kadının anlattığına göre Atatürk’ün mektuplarından Hitler haberdar olur. Hitler, açık bir senet göndererek istediği rakamı yazmasını, o mektupları kendisine satmasını ister. Kadın, “olmaz” der, mektupları vermez.
Edip, yaşlı ve yatalak kadına sorar: Mektupları neden satmadın?
Kadın cevap verir: Atatürk satılmaz ki!... 
 Edip sorar: Demek Atatürk zekiydi, kısa zamanda Almancayı öğrendi öyle mi?
Kadın cevap verir: Hayır, hayır! Atatürk dâhi idi. Ne yazık ki erken gitti…
Atatürk ve Ankaralı dul kadın:
Atatürk Ankara’daki Orman Çiftliği’ni kurdururken önündeki tepeciklerin arka tarafına doğru gezintiye çıkar. Orada bir kadının tek başına, susuz arazide soğan diktiğini görür. 
Atatürk kadına yaklaşıp sorar: Kadın, senin kocan, oğlun yok mu, yalnız mı çalışırsın?
Kadın cevap verir: Kocam Edirne’de Şükrü Paşa’nın komutasında savaşırken öldü. İki oğlum vardı; birisi Çanakkale’de, öbürü Sakarya’da öldü…
Atatürk oradan hemen ayrılır, çiftlikteki çalışanlara emir verir: “Şu tepenin arkasında soğan eken bir kadın var. Eldeki boruları oraya kadar döşeyin, kadının tarlasının ucuna kadar su götürün.”
Su gittikten sonra Atatürk tekrar oraya dolaşır varır. 
Kadın Atatürk’ün kim olduğunu bilmez ama şunu söyler:
“Ölenle ölünmez ki. Acı soğan da lazım.”
Kısa bir değerlendirme:
Orhan Aydın’ın anlattıkları her şeyi açıkça söylüyor ama, müsâade ederseniz kısa değerlendirmeler yapayım:
1- “Atatürk yaptığı devrimlerle aile yapımızı bozdu. Bize Batı’yı dayattı, sıkıntılar yarattı” diyen câhillere birinci hâtıra güzel bir cevaptır. Atatürk baştan sona yerlidir, çağ ve zamanlarla aynı çizgide ve hatta daha ileridedir. Bir tarafta Batılı tarzı bir kadın dünyası isteyen aydınlar, öbür tarafta çağının gerisini dayatan kitleler… 
Atatürk bu iki zıt kutbun arasında kalmış fakat en doğrusunu yaptı.
2-Ne yazık ki bugün hala birçok Türk erkeği ve kadını, Atatürk’ü o Alman kadını kadar tanıyamamıştır, takdir edememiştir.
3-Diyânet’imiz ve özellikle siyâset cambazlarımız; “kadın-din” üzerinden hamâset yapmayı bırakmalılar, dul ve yetimlerimize, kimsesiz kadınlarımıza Atatürk gibi hizmet etmeliler.

 Yusuf DÜLGER
    09.03.2018 

Yorum Ekle
Ad Soyad
Yorum Başlığı
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.