Şubatlar Hep Soğuk Gelir Bana - Prof. Dr. A. Kağan Karabulut
Musa YılmazProf. Dr. A. Kağan Karabulut

Şubatlar Hep Soğuk Gelir Bana

19/06/2013 tarihinde Medya-Kütahya bir yazı yazdım. Başlığı ‘Beyaz Türk’ün sondan bir önceki kalkışması’ idi. Yazı hala gazetenin web sitesinde merak edenler okuyabilirler.

Yayınlandığı Tarih: 02 Mart 2018, Cuma 12:09:41

Dışarısı “mevsim normallerinin üzerinde” belki ama içim üşüyor, özüm üşüyor şubatlarda. Kara saplı, kapkara bir hançerin soğuk çeliğinin milletin yüreğine, aynı milletin öz evlatlarının eliyle saplanışının soğuğunu duyarım taa içimde, her 28 Şubat’ta. Önce senaryolar yazıldı karanlık ellerce karanlık dehlizlerde. Sonra aktörler çıktı ortaya Fadime’ler, Ali’ler, Müslüm’ler ve diğerleri. Tiyatroyu hep birlikte seyrettik, günlerce, aylarca... Soğuk bir aş gibi yutturdular sonra da kalan kısmını. Artık “öz yurdunda garib” olma günleri başlamıştı birçoğumuz için. Halk kimdi ki zaten; “bidon kafalı”, “göbeğini kaşıyan”, “ağzı soğan kokan”, “dağda çobanlık yapan” adamın oyundan da hayır gelmezdi, onun oy verdiği kişilerden de. O halde hazır birilerinin keselerini ve kâselerini bir güzel doyurma zamanı da gelmişken “demokrasinin” adeta bir zamanlar helvadan yapılan putlar misali yenme zamanı gelmiş de geçiyordu bile. 
Medya zaten ağzından sular akar vaziyette, tahrik olmaya ve tahrik etmeye müsait hazır kıtalar gibi beklemekte ve yaralı ceylandan bir parça koparabilmenin hevesiyle etrafta dolanmakta, kapalı kapılar ardında hem andıçlar hazırlamakta hem de dönüp aynı andıçları dinlemekteydi. Zaten bu cahil halk kitleleri yıllardır yapılan tahribattan etkilenmemekle, değerlerinden uzaklaşmamakla, olup biteceği çoktan hak etmekteydi sırça köşklerde, boğaza karşı viskisini yudumlayarak toplum mühendisliğine soyunanlar için. Üniversitelerdeki bazı cüppeli cahil yobazlar da soyunmuşlardı bu güreşe, bolca yağa bulanıp gerektiğinde kolayca kıvrılıp kaçabilmek için. Onlara göre bazı insanlar sadece vergi vermek için, oğulları da şehit olsunlar diye yaratılmışlardı. Onlar ve çocuklarından ancak, çaycı, çöpçü, kapıcı, temizlikçi, işçi veya taş çatlasa alt düzey memur olurdu. Hem onlar kim oluyorlardı da hakim, savcı olacak da yargılayacaklardı beyaz tenlileri, efendilerini. Doktor da olmamalıydılar, mühendis de. “Hele şunlardaki cesarete de bir bakın, neymiş efendim hükümet olup bir de ülkeyi yöneteceklermiş. Hadi oradan adi köleler, biz efendileriniz, beyaz Türkler dururken, siz kimsiniz de ülkenin kaynaklarına ve yönetimine hükmedeceksiniz?” halet-i ruhiyesi hâkimdi, birilerinin kellelerini almaya ve onlarla beslenmeye alışmış yeniçeri ruhlu derebeylerine.
Birinci meclisi ve onu oluşturan unsurların temsil ettiği kitleleri adeta ıskalayarak ve yok sayarak, kurucu iradeyi temsil ettiğine inanan, vatanın bu kutsal sahiplerine göre; tez elden hadleri bildirilmeliydi bu densiz halk kitlelerine. Yoksa bunlar hafazanallah bir de plajlara hücum ederlerse, vatandaş denize giremez hale gelecekti. Hazır bu işe teşne hale getirilmiş, buna uygun kültürel ve ideolojik alt yapıyla donatılmış, daha önceden de benzer deneyimlerde aslan payına ortak olmuş “zinde zalimler” olmaya gönüllü kıtalar da varken, gerisi çocuk oyuncağıydı. Dünya düzenini düzenlerden de onay alındı ve düğmeye basıldı, karanlığın zalim soytarıları tarafından. Önce seçilenler uzaklaştırıldı, sonra atananlar görevlerinden. Türkiye’nin zencilerine karşı adeta bir cadı avı başlatılmıştı 20. yüzyılın Klu Klux Klan’ları tarafından. Ne milletin bölünmesi, paramparça edilmesi umurlarındaydı, ne de küçücük kız çocuklarının yaralı kalplerinden arşa yükselen feryatlar, figanlar. Onların babalarının vakur ama bir o kadar da hüzünlü çaresizlik gözyaşlarının, analarının yakarışlarının da hiçbir anlamı yoktu efendilerin gözlerinde. Zaten böyle bir proje en az 1000 yıl sürmeliydi ki, “Rabbim Allah’tır” diyenlerin genlerinden, DNA’larından dahi bu çağdışı, skolastik, örümcekleşmiş düşünceler tamamen silinip, yok olabilsindi. 
Her şey hesaplanmış, her şey yolunda gidiyordu güç sahipleri için. Hesaplanmayan tek bir şey vardı, gözden kaçırılan tek bir şey. O da Allah’ın (cc) da bir hesabının olduğu, O’nun hesabının ise tüm hesapları bozucu, tüm hileleri boşa çıkarıcı, kahredici bir gücünün olduğuydu. O masum yüreklerden arşa yükselen feryatların, o sel olup akan ve ‘Ya Rab, sadece sen bizim Rabbimizsin, ancak sana kulluk eder ve senden yardım dileriz” yakarışlarının cevapsız, karşılıksız kalacağının zannedilmesiydi. 
Keser döndü, sap döndü, gün geldi, hesap döndü. Geride korkunç bir psikolojik yıkım, gençliği, umutları, hayalleri kendilerinden söküp alınan, çalınan insanlar bırakan bir zulüm kaldı. Ancak, dün kendi insanına, içinden çıktıkları milletine bunları reva görenler umarım “zulmün payidar olmayacağını”, “zulüm ile âbâd olanın ahirinin berbâd olacağını” anlamışlardır bugün. 
Velhasıl, şubatlar bana hep soğuk gelir bu yüzden. Aynı acıların ve zulümlerin ne İslam topraklarında, ne dünyada ne de özelde vatanımızda yaşanmaması, her birimizin zulüm ve adaletsizlik karşısında, kimden gelirse gelsin, dimdik ve onurluca durabilmemiz ve barış, kardeşlik, huzur dolu aydınlık sabahlara uyanabilmemiz dileğiyle…

 Prof. Dr. Ahmet Kağan Karabulut
Şubatlar Hep Soğuk Gelir Bana
YORUMLAR
Bu köşe yazısına henüz yorum eklenmemiş
 
YORUM EKLE
  TÜM YORUMLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI
» Ey Oğul... 07.06.2018
» Keyifli Ramazanlar, Eğlenceli İftarlar!!! 16.05.2018
» Pazara Gel... 12.05.2018
» Bir Milletvekili Adayı Nasıl Olmalıdır 24.04.2018
» Gidenler, Kalanlar... 12.04.2018
» Yine Kandil, Yine Hüzün... 08.04.2018
» Bir Seher Vakti 05.04.2018
» Şubatlar Hep Soğuk Gelir Bana 02.03.2018
» Yaklaşmakta olan... 20.02.2018
» Kahraman Mehmetçiğe... 31.01.2018
» Savaştayız Gardaşım... 16.01.2018
» Birkaç Satır, Birçok Mânâ... 15.01.2018
» “Asra Yemin Olsun Ki...” 09.12.2017
» Savaşın Kadınları... 06.12.2017
» Veladet-İ Muhammediye Vesilesi İle... 04.12.2017
» Şiirlerden Bir Demet (Kısa Kısa) 19.11.2017
» Nasihat... 01.11.2017
» Nasihat... 29.10.2017
» Balığın Hikayesi... 20.10.2017
» 'Yeni Dünya' Sofrası 15.10.2017
» Mücadele... 16.09.2017
» Şehr-İ Konya'dan Ziyadesiyle Güncel Bir Kesit... 24.08.2017
» O Sensin... 05.08.2017
» Med-Cezir Hâlleri... 02.08.2017
» Sahi Biz Neyiz De Neyi Umuyoruz?.. 26.07.2017
» 15 Temmuz 14.07.2017
» Adalet (!) Yürüyüşçülerine... 13.07.2017
» Niyaz Makamında... 04.07.2017
» Canım Babama... 20.06.2017
» O Sensin... 15.06.2017
» Ramazanda Kısa Kısa.. 09.06.2017
» Şehr-İ Konya'dan Bir Zamanlar Bir Kesit... 04.06.2017
» Reis-İ Cumhur'umuzdan Beklentiler 23.05.2017
» Yeni KHK'lar ve Devam Eden Bazı Yanlış Uygulamalar 03.05.2017
» ZOR... 29.04.2017
» Referandum Sonuçları Üzerine; Kısa Kısa... 19.04.2017
» 15 Temmuz'da Hangi Safta İsek 16 Nisan'da Da Aynı Saftayız... 10.04.2017
» 15 Temmuz'da Hangi Safta İsek 16 Nisan'da Da Aynı Saftayız... 04.04.2017
» Şubatlar Hep Soğuk Gelir Bana 28.02.2017
» Şubatlar Hep Soğuk Gelir Bana 28.02.2017
 
 
Köşe Yazarları
Geri
İleri
 
Spor
Romanya’da Torku Rüzgârı Esti Olimpik Anneler’de Gurur Tablosu: 1 Ayda 8 Madalya Sokaklarda Satranç Var 2017 Türkiye Ralli Şampiyonasının 5’inci Yarışı İçin Nefesler Tutuldu Yol Dışı Heyecan Ankara´daydı
Sağlık
Tiyatro Terapisiyle Şizofreni Hastalarını Hayata Bağladı Kadın Kalbinde Sessiz Alarm Türk Sağlık-Sen’den Dilekçe Kampanyası Bağımlılık Tedavisinde İnanç Temelli Yaklaşımlar Kadınlar Ne İster?
Kültür Sanat
Bir Usta Bin Usta Projesi’nde Mahkûmların Dokuduğu Halılar Sergilendi Ünlü Yazar Manguel Konya’daydı Helen Fielding Romanını Yazdı, Kimse Yok Mu Gerçekleştiriyor
Gündem
Ganalı Öğrenciler Veda Etti TED Kolejinde Cumhuriyet Coşkusu Büyüledi Kadın Muhtardan Başkan Tutal'a Ziyaret Kimse Yok Mu, Suriyeli El-Zamil Ailesine Sahip Çıktı
 
 
 
 
 
yukari