Yazarlar

Riya Camisi Ve Mescid-İ Dırar

Önce bir ayet:

“Zarar vermek, nankörlük etmek, müminlerin arasını açmak ve önceden Allah ve Elçisiyle savaşmış olanı gözetmek için bir mescit yapanlar da var. “İyilikten başka bir niyetimiz yoktur” diye de yemin edecekler. Oysa Allah onların yalan söylediklerine şahittir.” (Kuran, Tövbe Suresi: 9/107)

Konya’dan bir haber: Tren istasyonuna yakın, eski Atatürk Stadyumu’nun yerine cami yapılıyor.

Çoğumuz bilir ama bilmeyenler için başlıktaki iki kelimenin anlamını vereyim.

Riya: Gösteriş için yapılan ibadet, iş,

Dırar: Zararlı demektir.

***

Tövbe 107, 108, 109’daki ayetler Hz. Muhammed’in Medine’ye göçtükten sonra, iki yüzlü kişilerin yaptırdıkları BOZGUNCU mescitlerinde namaz kılmaması için Peygamber’i (ve tabii Müslümanları) uyarıyor.

“Dırar (Zararlı) mescid/cami bir kere yapıldı gitti, bir daha yapılmaz” diye bir şey yok. Böylesi yerler her zaman, her yerde ve her dönemde yaptırılır ki, Müslümanlar bölünsün, “din-iman-cami-namaz” ticaretiyle saltanatlar sürsün.

***

Atatürk Stadyumu’nun yerine yapılacak olan camiyi “birisi istemiş, birisinin adı verilecekmiş” diye duydum.

Kim istemiş, kimin adı verilecekmiş, bekleyip göreceğiz.

Duyduğuma göre kazı işlemleri başlamış.

RİYA CAMİSİ ile birkaç yazı yazarım gibi. Bu yazıyla bir giriş yapayım.

GEÇMİŞTE KONYA

Osmanlı devleti’nin bölünüp bölüşülme planı 30 Ekim 1918’de düşmanlarımız tarafından imza altına alınmış, İtalyanların payına Konya düşmüştü.

İngilizler Anadolu tren hattını kontrolleri altında tutmak için Konya Tren İstasyonu’na az sayıda asker çıkarmışlardı. Sonra İtalyanlar 7 Ocak 1919’da 80 kişilik bir askeri güçle Konya’ya geldiler, 26 Nisan 1919’da da 1.300 kişilik bir askerle Konya’ya yerleştiler. Artin Cemal denin alçak vali bugünkü Konya (eski adı Gazi) Lisesi’nin öğrenci ve öğretmenlerini boşaltarak İtalyanları yerleştirdi.

O güne kadar Konya Anadolu’nun iç kesiminde oluşu nedeniyle düşmanların işgal ve acılarını yaşamamıştı. Ayrıca Mevlana’nın mistik mesajları, Padişahçı Zeynelâbidin Hoca’nın olumsuz etkileri, cahillik vb durumlar, Konya’daki Hacı-Hoca takımının tevekkül anlayışı ve nevafilciliği Konya için bir dezavantaj idi. (1)

İşgaller karşısında Konya sessiz ve pısırıktı. Konya’nın erkekleri Kapı Camisi, Şerafeddin Camisi, Aziziye Camisi, Selimiye Camisi gibi camilerde namazlarını “eda ediyorlardı” ya, gerisi önemli değildi. İşgal ne demek? İşgal altında kadın ve kızların namusları korunur mu, esaret altında iken ne kadar sağlam dindar olunur?.

Konya’nın Hacı Emmileri’nin kafasında böylesi hayati sorular yoktu.

Ancak Konya hep karanlık, Konya halkı bütünüyle uykuda değildi. Konya’da Sivaslı Ali Kemali Hoca, Yalvaçlı Ömer Vehbi Efendi, Gilistralı Hacı Tahir Efendi gibi aydın ve yurtsever din bilginleri, milli mücadeleye gönül veren aydınlar ve tabii bir de :DÜŞMANLAR KONYAMIZI BÜTÜNÜYLE İŞGAL EDERLERSE, BİZİM NAMUSUMUZ NE OLACAK?” diye düşünen Konya’nın kadın ve kızları vardı.

Müdafaa-i Hukukçular, Konya’daki yurtsever subaylar, adlarını verdiğim hocalar, Konya’nın namusuna düşkün kadınları ve kızları çabuk uyandılar; “Bir bu kadar daha cami olsa ne yazar, biz esir edildikten, namuslarımız kirletildikten sonra!” dediler. Örgütlendiler, direnişe geçtiler. Konya’nın kimi hacısı-hocası, kimi genci ve yetişkini pısırık pısırık dururken Konya’nın kadınları ve kızları Hükümet Meydanı’nda büyük bir miting yaptılar. Konya kadınlarının bu mitingi Milli Mücadelemizin ilk, büyük, önemli ve kadın mitinglerinden birisidir.

KONYA’YA  OKUL FABRİKA VE İŞ LAZIM

Milli mücadele yıllarında Türkiye’nin her tarafında olduğu gibi Konya’da da yokluk, kıtlık ve sıkıntılar vardı. İşsizdik. Yukarıda ismini verdiğim camiler gibi bir sürü cami vardı Konya’da ama; işsizler iş, açlar aş arıyordu.

Cami karın doyurmuyordu; ayakta durabilmek için gıda, düşmanla savaşabilmek için fabrika, silah, cephane lazımdı.

Bugün Konya da yine açlık ve işsizlik var.

Konya’nın TÜMOSAN ve ALİMÜNYUM gibi fabrikaları satıldı.

Konya işsizler, yoksullar, dilenciler diyarı oldu.

Konya’da birçok tezgah kapandı. Konya’da Misyonerlik faaliyetleri var.

Gayr-i milli, gayr-i insani ve emperyalist kültür Konyalıları eritiyor.

Konya minarelerinden yükselen dualar ve tekbirler Corona 19’u def edemedi.

İftar ve sahurlarda yapılan merasimli dualar daha karınlarımızı doyurmadı.       Konya’daki okul ve sınıf sayılarımız yetmediği için çocuklarımız çiftli öğretim görüyorlar; kimisi erken kalkmak, kimisi geç vakitlerde evlerine gelmek zorunda kalıyor.

***

Durum böyle iken Konya’ya 50.000 kişilik cami hamlesi. Yangından mal kaçırır gibi gece vakti, millete sokağa çıkma yasağı uygulanırken kazı başlatılıyor.    Hem de bu yerin çevresinde 50-100-150 metre arayla 6-7 tane cami varken.

Bu düşüncede din-iman yok.

Bu düşüncede akıl da yok.

İslam’ın getirdiği ilkeye göre, HERŞEYİN FAZLASI İSRAFTIR. İSRAF HARAMDIR.

Stadyum’da Sevap kazanacağım derken günah kazanıyorlar.

Böylesi kafaları insanların yanında şeytanlar da kandırır.

Konya Tren Garı’nın yanındaki eski stadyum, şehrin içinde diye kaldırılmış, şehrin kuzeyine, ama yine şehrin içine yapılmıştı.

Şu akılsızlığı ve savurganlığa bakın. Bu uygulama ile kim bilir, kimler neler kazandı?

Konya’daki eski stadyumun adı: ATATÜRK STADYUMU İDİ. Yeri değiştikten sonra stadyumun adı değişti, yani ATATÜRK adı kaldırıldı.

Eski Atatürk Stadyumu’nun yerine yapılacak caminin adı ne olur, bilemeyiz.    Yarın o camiye Atatürk düşmanı birisinin adını verirlerse şaşmayız.

Önemli değil, Türkiye’de hiçbir kişinin adı Atatürk kadar kalıcı olamaz. Böyleleri unutulacaklar, ama Atatürk hep saygıyla anılacak.

***

RİYA CAMİSİNİ sosyal medyadan öğrendim.

Haberin altında Konyalı birkaç kadınımızın yorumları var.

“ÇOCUĞUM OKULSUZ, OKUL YAPIN. EŞİM İŞSİZ İŞ VERİN.” Diyorlar. Görüyorum ki Konya’nın bugünkü kadınları, Konya’nın 101 yıl önceki kadınları gibi uyanıklar, tehlikenin farkındalar.

Helal olsun!

Konyalıların Konya’ya, yani kendilerine sahip çıkmalarını umuyorum.

Bu yazıyı sürdüreceğim. Şimdilik hoşça kalın.

 

(1) Bu konu ile ilgili olarak daha fazla bilgi için, Kâmil ERDEHA’nın Milli Mücadele’de Vilayetler Ve Valiler.  s. 281 ve devamı. Remzi Kitabevi İstanbul 1975.

 

Yusuf DÜLGER

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı