Akılsız Âşıklar

Akılsız Âşıklar

14272 (0)

Yusuf DÜLGER

Yusuf DÜLGER

Önce akıl ve âşık sözcükleri üzerinde durayım, sonra konuya gireyim.
Akıl, varlıklar ve olaylar üzerinde düşünmemizi sağlayan; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmada yardımcı olan bir Hak vergisidir. Yaratan bize: “Aklınızı kullanın/düşünün” der. Aklını kullanmayan insan çok yanılır, ikiye bir üzülür.
Âşık, bir kişi yahut nesneyi çok sevmek, ona tutkun olmak demektir. Sevgide ölçüyü kaçırmak da insana sıkıntı verir,  ölçüsüz aşk da insanı yanıltır, pişman eder.
Şimdi konuya gireyim, akılsız âşıkları anlatayım.
Korona konuşmalarından usanınca, 19 Mart 2020 günü akşam, yerel kanallara bakayım, başka bir program varsa onu izleyeyim dedim. Konya’nın uydudan yayın yapan TV kanallarından birisini açtım. 18 Mart Çanakkale Zaferimizin yıl dönümü ile ilgili bir programın duyurusu yapıldı. 
Programın saati geldi. Tarihçi iki öğretmen çıktı. Birisi ile Konya Ticaret Lisesi’nde beraber öğretmenlik yapmıştık. Öbürünü tanımıyorum. Öncesi ve sonrası ile Çanakkale savaşını epeyce bir konuştular. Osmanlı’nın hangi cephelerde kimlerle savaştığını, çok zorluklar yaşadığını, farklı cephelerdeki komutanları vs anlattılar. 
Kimi anlatmadılar  biliyor musunuz? Atatürk’ü! 
Birisi bir vesile ile, Çanakkale ili ilgisini kurmayarak, başka bir konunun seyri içinde bir kerecik “Mustafa Kemal” dedi. Hepsi bu kadar. Çanakkale Zaferimiz konuşulurken Mustafa Kemal akla gelmez mi? Arıburnu, Conkbayırı, 57. Alay denirken Mustafa Kemal geçilir mi? Bunlar olmadan Çanakkale savaşımızı özümsemek mümkün mü? Bu iki tarih öğretmeni Çanakkale zaferimizi Mustafa Kemalsiz, Conkbayırsız, Arıburunsuz anlattı. Bu adamlar görevde iken ve emekli olduktan sonra hep Mustafa Kemal’in Kurduğu T.C. devletinin bütçesinden maaş aldılar ama, ağızlarına Mustafa Kemali almadılar. Program bittikten sonra: ‘Keşke bunları izlemeseydim de korona ile biraz daha canım sıkılsaydı’ dedim.
     Bu programda sürekli canımı sıkan bir şey daha oldu. Size onu da anlatayım. Konuşmacıların arkasındaki perdede, kompozisyonu Arap/Osmanlı harfleriyle hazırlanmış; PADİŞAHIM ÇOK YAŞA! yazısı vardı. O yazıya belirli aralıklarla ışık verildi, izleyenlere: PADİŞAHIM ÇOK YAŞA! dedirtildi.
Düşündüm, padişahlar ve padişahlık bizim geçmişimiz. Ama şimdi padişahlık ve padişah yok, Cumhuriyet var, kendi seçtiğimiz yöneticilerimiz var. Bu hakkı bize Mustafa Kemal vardı. Peki Atatürk kimin? Atatürk de bizim. Öyle ise, Çanakkale Zaferinin anma gününde Mustafa Kemal’in adını neden hiç ağzınıza almıyorsunuz? İnsanda biraz vicdan, biraz fikir, biraz hakkı teslim ve tabii biraz tarihçilik olur. Bu durumda ben size: “Aydın ve Tarih Öğretmeni diyemem; AKILSIZLAR derim. Yani siz ve tabii sizin gibiler gerçeğin ve aydınlığın değil; zorbaların, kitleleri uyutan nankörlerin, beyinsizlerin, anaları Bulgar, Rum, Yahudi olan Ortaçağ kalıntısı padişahların âşıklarısınız!
Bir başka Cehalet:
21 Mart 2020 günü akşam. Virüssüz bir akşam geçireyim diye TV kanallarını geziyorum. Baktım AKİT TV’de hikâyeci Yavuz Bahadıroğlu ile Osmanlıcı Mustafa Armağan “Miraç gecesini ihya için” konuşuyorlar. Neler biliyorlar diye kendilerine 10 dakika kadar bir zaman ayırdım.
     Üstat Yavuz’un anlattığına göre Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethetmeye giderken Sina Çölü’nde hep yürümüş. Arkasındakiler yorulmuş. Devlet ricali at yahut develerine binebilmek için padişah’ın yanındaki âlime şunu dedirtmişler: 
Padişahım hepimiz çok yorulduk. Yürüyemiyoruz. Siz yürürken maiyetinizdekiler binmesi olmaz. Siz atınıza binin, diğerleri de binsin. Yavuz ne dese beğenirsiniz?
“Önümde Peygamber var yürüyor. Peygamber yürürken ben binemem.”
Tarihçi Mustafa Armağan ağlar gibi yaptı, sızladı: “Vay be! Demek öyle ha” dedi. Hikâyeci Yavuz da aynı havaya girdi; ikisi birden uyduruk bir iddia ile izleyicilerini heyecanlandırdılar. Tabii kanalı hemen kapattım. Bu uydurma ile ilgili düşüncelerimi sıralamadan duramayacağım.
1-Yavuz Sultan Selim; yöneticileri ve halkı Müslüman olan bir ülkeyi (Mısır’ı) topraklarına katmak için bu yolculuğu yaptı. O zaman Mısır’da hüküm süren devlet Kölemenler. Kölemenlerin devlet başkanı ve yakın çevresi aynı zamanda Türk. Yani Yavuz Sultan Selim’in harp etmek için gittiği Mısır’ın başındakilerle yönetilenler bizim din ve kan kardeşlerimizdir.
2-Kuran (Allah) ve Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed Müslümanların birbirleriyle savaşmasını, birbirlerini öldürmelerini kesinlikle haram kılmıştır. Bu konu ile ilgili çok sayıda ayet var. Ayrıca Hz. Muhammed de bu konuda Müslümanları çok uyarmış; “Birbirinizi öldürmeyin. İki Müslüman birbiriyle savaşır, savaşırken ölürlerse ikisi de cehennemlik olur” demiş.
3-Durum bu iken Hz. Muhammed Osmanlı Müslümanları ile Mısırlı Müslümanlar arasında yapılacak bir savaşta Mısırlı Müslümanlara karşı Osmanlılı Müslümanların tarafını tutacak, tarafını ispatlamak için Yavuz Sultan Selim’in önüne düşecek, Sina Çölünü bile yürüyerek Mısır’ın fethine çıkacak, öyle mi? Yazıklar olsun bu kültür ve zihniyete.
4-Yahu siz de hiç mi akıl, hiç mi basiret, hiç mi İslam kültürü yok? Kendi padişahçılığınızı diriltip yayabilmek için Hz. Muhammed’i bir Müslüman kitleye karşı savaş öncüsü gösterirken, Müslümanları böyle kandırırken Allah’tan korkmuyor musunuz? Unutmayın ki, bu tezvirat ve iftiralarınızın hesabını yarın öbür dünyada Allah’a ve O büyük Peygamber’e veremeyeceksiniz. Güya siz aklı başında, yaşlı başlı, İslam terbiyesi ile dolu Müslümanlarsınız öyle mi? Atalarımız: “Yarım Dr. candan, yarım hoca imandan eder” diye boşuna dememiş.
5-Peki, siz ve sizin gibi Sultancı/Osmanlıcı kişiler Hz. Muhammed’i bile önünüze savaş elemanı olarak katarken derdiniz ne? Sultanlığı, yani padişahçılığı, yani diktatörlüğü, yani hesap vermezliği ve insanları sürüleştirmeyi meşrulaştırmak, çağını kapatmış bu faşist düşünceyi hortlatmak ve yeniden yeşertmek mi istiyorsunuz? Bilinmeli ki Allah Müslüman’lara: “Meliklik/Krallık kötüdür. Başınıza getireceğiniz kişileri secin. Ehli olana görev verin” diyor. Yani siz Allah’ın ayetlerine ters düşüyorsunuz. 
6-Siz bu Osmanlıcı/Saltanatçı kafa ile ayrıca halkımızı “Saltanatçı/hilafetçi (İslam yanlısı) ve Cumhuriyetçi/Din karşıtı diye ikiye ayırıyor, iyi niyetli Müslümanları bölüyor, fitne-fesat çıkarıyorsunuz. İyi bir edebiyatçı, birikimli bir tarihçi bunu yapmaz; insanların huzuruna katkı sağlayacak düşünceler üretir.
7-Hikâyeci Yavuz’un bu konuşmasını dinleyen yurttaşlarımızın kendisini bir yerde gördüklerinde: “Dur bakalım adam. Sen Peygamberi çölde savaşa çıkardın. Sen Peygamberi Yavuz’un ileri gözetleyicisi yaptım. Bu ayıp. Ayıp olmaktan öte günah. İftiracısın. Yalancısın. Aklının ermediği şeyleri söyleme. Senin bu hezeyanlarını biz şimdiye kadar Hıristiyanlardan, Yahudilerden ve hatta dinsizlerden bile duymadık. Bir daha böyle konuşma” demeleri lazım. Demezlerse o Müslümanların din ve iman anlayışında bir problem vardır.
8-Buradan yazımızın başına dönelim: Bizim için akılsız Osmanlı Aşıkları da aynen akılsız tarihçiler gibi sakıncalılar. Dahası; bunların korona virüsünden farkları yok diyelim. Sözünü ettiğim kişileri aşağılamak için bunları yazmıyorum; tehlikeyi görelim, tehlikeyi görelim ve önleyelim diyorum.
9-Hikâyeci Yavuz’u dinledikten sonra İsmail Hami Danişmend’in İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi’nden Yavuz Sultan Selim’in hayatını ve Mısır seferini okudum. Yavuz Sultan Selim neler yapmamış ki. Babasını zehirletip öldürtmüş. Kardeşini boğdurtmuş. İleride başıma bir iş açabilirler diye beş tane yeğenini boğdurtmuş. Böylesi icraatların vicdan ve İslam da yerini bulan varsa gelsin bana öğretsin. Hz. Muhammed böylesi bir Yavuz’un önüne düşer: “Selim gel, bir din ve kan kardeşin olan  Kumanbay’ı,  etrafındaki Müslümanları öldür, ban ben senin yanındayım” der mi? Allah bize edepli edebiyatçılar, namuslu tarihçiler versin.
Yazım çok uzadı ama güncelliğini kaybetmemesi için bir konuya daha kısaca değineceğim.
Bir Din Görevlisinin Anlattıkları:
21-22 Mart 2020 gecesinde Konya’nın TV kanallarının birisi bir din görevlisini konuşturdu. Hoca miracı anlattı. Söylediği cümlelerden birkaçı şöyle:
“Hz. Muhammed Mekke’den Kudüs’e gitti. Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan göğe (Allah’ın yanına) çıktı. Peygamber Allah’a değil, Allah Peygamber’e selam verdi. Peygamber Allah’ın selamını aldı. Miraca inanmayan kâfir olur..”
Bizim bildiğimiz Allah mekandan münezzehtir. Kullar Allah’ı göremezler. Çünkü Allah ile kulları arasında mahiyet/nitelik farkı var. 
Bu hoca miracı İslam akaidine (kelam) göre anlatmadı. Adamı dinlerken Allah’ı insan gibi bir varlıkmış gibi algılamaya başladım. İslam’ın bir fikir sistemi var, Kuran’da “Mecaz, Müteşâbih” gibi kavramlar ve bunların değerlendirmeleri var. Miraç gibi bir olayı iki kişi arasındaki gidiş geliş ve sohbet gibi anlatmak yanlıştır. Bu da bir akılsızlıktır. Aslında bizim akıllı, geniş kültürlü din bilginleri yetiştirmemiz gerekiyor ama şu yıllarda bunu da yapmıyoruz. Hiç değilse Allah bize akıllı birkaç din âlimi/düşünürü verse de; biraz olsun doğruyu öğrensek.

Yusuf DÜLGER

Yorum Ekle
Ad Soyad
Yorum Başlığı
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.